2 Nisan 2013 Salı

Su


Yalnızlık bir çay kaşığını tek kullanmak gibi; sorunsuz fakat çok sessiz, neşesizdir. Bazen bir yol vardır önünüzde kızıl güneşlerin doğduğu ve siz görmekten öte süzersiniz o yolu tüm gönlünüzle yola girmeden önce. İlk olarak güneşi, sonra yolu... Sonra yolu daha berisinde güneşi..

Güneş göz kamaştırır ama bazı anlarda gülümsediğini görebilirsiniz gözleriyle. Bazı gözler de vardır ki çocukça gülerler size. İşte bu da tam da öyle bir yol karşımda duran. Korkmasam çocuksu terkedilişlerimden  yürürdüm, eskiden olsaydı hani, bir 10 sene evvel gibi... Yaşlılık kötü şey ya da tecrübe dedikleri şu tuhaf şey... Ateşin sıcaklığını elinle kontrol etmek gibi işte; bile bile, isteye isteye. Boşuna mı aşkı ateşle özdeşleştirmiş şairler dizelerde? Bile bile, isteye isteye...

An ki; ben mızmızlanan bir kediyim dizlerinde. Sen mi? Tarife hiç lüzum yok bence. Su nasıl anlatılır ki? Rengi yok, tadı yok, kokusu yok... Ama hayattır bedenlere girdiğinde. Sende tam da böylesin sülietinle birlikte; rengin yok, tadın yok, kokun yok. Belki hayat bulursun bir başka bedene girdiğinde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder