29 Mart 2013 Cuma

Tutankhamun Mezarı


Kimisi sigara içmeye çalışır, kimisi çok güzel içer. Benim tanıdığım 33 asır önceki Hitit Kraliçesi ise sigarayla sevişir. Deli kelimesinin manasız kalmasına şahit olursunuz toprağın altındaki eski bir mezarda. Sözüm ona ki; mezar gibidir. Mezar dedimse bilmem ne ailesi kabristanlığı değil ha, bildiğin Tutankhamun mezarının kendisidir. Öylesine heyecan duyarsınız ona yaklaşırken ve öylesine lanetlidir aldığınız nefes onunlayken... Dedim ya o sigara içemeyen bir insan değildir ve sigarayı da sadece içmez, içemez. O, onunla sevişir.

Siz geçmişte düşlersiniz onu; bir duvara resmedilmiş adsız bir ressam tarafından güya... Otobüs kuyruğunda yanınızdadır ve illaki sokakta kırık bir plak bulduğu zaman alacaktır. Tüm o sekse rağmen ne o sigara keser ne de bir içki dağıtır, çünkü O zaten büyük Kraliçe, tanrısallaşıp damıtılmış ve bir zarif vücuda sıkıştırılmıştır. Dağılmak mı? Bu kelimenin anlamını kazanabilmesi için onunla yürümeniz lazımdır.

Gel Artık


Çok bekledim seni. Tanımadan nasıl sevilebilir ki sorusunun cevabısın sen. Gel artık. Lütfen... Çok düşlerim var seninle birlikte. Uçak olacağım ben sen de pilot, deniz olacağım ben sen de kaptan, at olacağım ben sen de binici, yangınken itfaiye, hastayken doktor, kaleciyken golcü... Sokakta sekerek yürümeni göreceğim, yüzümde bir tebessüm. Belki gözlerimde dolar ne dersin? Gel artık be, çok beklettin beni. Parmaklarını, fıldır fıldır gözlerini, utangaç yalansız bakışlarını özledim. Kokun gücüme güç katacak. Daha bir yaşanılır olacak dünya tüm savaşlara, ölümlere ve ihanete karşı. Aşkın adı olacaksın, gel artık..

28 Mart 2013 Perşembe

Tanımamışsın Beni


Köle olduktan sonra, mesela telli bir defterde parmaklık olabilir insana ışıksız bir odada. Köleyim ben bu gece.Yaşama yasağım var hayatı, nefes alma yasağım. Ne görüyorsun ki suretimde, uyku mu sence istediğim? Tanımamışsın beni; bir çift kanat olabilir tek tesellim. Bir de odamdan gökyüzüne bir pencere.

Sen hiç kurşun kalem olup beyaz sayfalar arasında kayboldun mu? Saçlarından vazgeçtin mi, rüzgarda onları savurmayı unutup bir şekilde karanlığa gömdün mü kendini? Tanımamışsın beni; bir çift göz olabilir tek tesellim. Bir de kalbe geniş bir köprüsü olan gece.

Hedef son gibi görünür oradan, ben de görüyordum sen kadar odaklanmışsam. Son ölüm bile olamazken, söylesene bana sen ne kadar nokta olabilirsin hayatıma? Çoğusu geldi geçti, bilmiyorum adedini, hatırlamıyorum cisimlerini. Kimisi iki kelimesi arasındaki boşluktu, kimisi unutulmuş eski Türkçe bir kelime, kimisi virgül. Ben hala yoldayım, tanımlanamayan ve henüz noktası konmayan bir uzun paragrafım. Tanımamışsın beni; bir çift yürek olabilir tek tesellim. Bir de yürekleri bir arada tutacak tutkulu sevgi.

Özgürlük


Suyun sesini duyuyor musun? Ben duyamıyorum artık hiç bir şeyi. Bulutlar karşımda belki ama özgürlük öylesine tatlı ki, kendimi onlara bile bırakamıyorum. Bir sigara daha yakıyorum. Çok kötü bir şey bunun tadı! Ama öylesine bana ait ki... Usulca dudaklarıma dokunan ve onları ıslatan sıcak bir çift dudak misali. Ciğerlerimi ele geçiriyor her nefeste ve ben özgürlüğümü ilan ediyorum kimsesiz bir beton duvarda, sırtımı vermişim dünyanın köküne doğru.

Zayiat


Yenik gidişlerim oldu zamandan geriye doğru. O gün tüm sokaklar çıkmaz sokak, tüm aramalar cevapsızdı. Kime sorsam adresi bilmiyordu. Öğle sıcağında su alabileceğim açık tek bir market yoktu. Hepsi bir çarşamba günü cuma namazına gitmişlerdi. Bende tüm bu keşmekeşin içinde büyük bir fırtınaya yakalandım. Savurdu attı beni İstanbul'a...

O gün gittim şehirden. Giderken, çekilirken düşmandan çok ağır zayiat verdim. Bir kaç mermi yedim. Biri sağ el bileğime; bileğim parçalandı. Biri uyluk kemiğime; felç oldum. Biri şah damarıma; ölmek için yalvardım ama ölemedim. O gün çekilirken, çok ağır zayiat verdim.

Kül Tablasındaki İki Küpe


Hey sen!
Gözlerimi gözlerinden kaçırarak terk ettiğim kadın.
Kokunu hala hatırlıyorum,
Hayatımdan geçen onca koku arasından.
İki küpen kalmıştı bende, bir kül tablasında camdan.
Korkmuştum kadın korkmuştum,
Kıvırcık saçlarından ve parlayan gözlerinden kocaman.

Karlı bir günde gördüğünü biliyorum
Başka bir kadına fırlatırken bir kar topunu.
Büyüyünce ya da diğer bir yastık altı sözüyle;
"İş işten geçince" anladım o kartopunun valörünü.

Kızma diyemem.
Kızsaydın bana keşke acı acı,
Söve söve,
Öpe öpe,
Koklaya koklaya.

Kaç gecenin katili oldum kim bilir,
Kaç pınarını kuruttum okyanus gözlerinde...
Gözlerin mavi değildi de işte,
Mavi olmadan okyanus olabilmek tüm hikâye.

Çalışan Çocuk


Merhaba, ben çocuk. Hani şu sümükleri akan, gözlerime baktığınızda göremediğiniz umutlara sahip olan, yalın ayak ve çalışan. Ne işim var bu Tanrı'nın cezası yükseklikte sanıyorsun ki? Evet çalışan. Ben her gün gördüğün ve sana satmaya çalıştığım şeyleri almayacağını söylerken gözlerime bakamadığın diğerleri gibi bir çocuğum. Bir insanın gözlerime bakmasını öyle çok özledim ki... Ne olur gözlerime bak benimle konuşurken. Yine kov razıyım, kovarken gözlerime bak ve öyle kov beni.

Baba


Uzun bir yolculuktu bizimkisi kahramanımla. Ben üşürdüm çoğu zaman ve O'nda bir türlü anlayamadığım bir sıcaklık vardı, tam da bağrında. Ne zaman titremeye başlasa solgun parmaklarım göğsüne bastırırdı beni.

Çocukken hiç korkmazdım. Büyüdüğümde korkularım oldu bir gün o sıcaklık kaybolacak, gidecek diye. Anlayamazsınız babasını gözden kaybetmiş bir çocuğun içindeki korkuyu. Ne bir oyuncak, ne de bir şeker ilgi çekmez o saatten sonra. O nasıl bir gölgedir, o nasıl bir kudret?!

Duydunuz artık, biliyorsunuz ve ben çeyrek asırı sallamış iken hafiften ancak itiraf edebiliyorum kendime bunları. Benim çocuğum da korkacak mı bensizlikten? Ne kadar ürpertici baba oğul arasındaki ilişki. Hele ki eskiler... Sevdiklerini bile söyleyemezken. En berrak yanı da bu ya gerçi; söylenmese de hissettirirler ta derinden.

Aşk Söndürür


Usulca sokulmak istedim. Tam da bu nedenle parmak uçlarımda yürüyerek yaklaştım aşkın kendisine. Beni fark etmesini istemedim. Hep o beni habersiz enselerdi yalnızlığımda, bu sefer ben onu yakalayayım istedim.

Aşk bir garip zaman, tıpkı su gibi. Aşk yakar derler ya hep, işte bu koca bir yalan. Aşk ateşi söndürür. Geriye is ve pis bir koku bırakır. Yanan bazen sizsinizdir bazen canan. Aşk aranızdaki arkadaşlığı, ağabey-kardeş, ana-oğul ve baba-kız ilişkisini öldürür.

Aşk yok eder sizi. O yüzden bu sefer ben usulca sokulmak istedim. Yine sokulan bendim. Aşk yine söndürdü gözlerimi, ateşimi, geleceğimi ve bizi.

Uyumak Kendi Kollarımda


Çok uzun bir zaman değil, bir kaç dakika sonra dalacağım uykuya. Yine çok uzun bir mesafe değil, bir kaç km belki de bir kaç şehir, en olmadı bir kaç ülke uzağımda bir başka kadın da dalacak uykuya. Benim kollarımda boşluk, onun çevresinde bir başka boşluk.

Çok mu zor bir kadını kollarına alıp uyutmak? Güzellik mi bunu bu kadar imkansızlaştırıp tanrısal düzeye taşıyan yoksa salak kibirimiz mi? Neden sevemez bir kadın ve bir erkek aynı anda birbirini? Peki sadece kadın ve erkek mi? Bir erkekle bir başkası, bir kadınla bir diğeri..

Bu gece kollarımda olmalıydın. Sen üstüne alınma, sen de alınma. Hepiniz alının. Bu gece koynumda uyumalıydınız, tüm dünyanın kadınları.

Erkek Gömleği


Eğer bir kadınım olabilecekse bir gün beni sahiplenebilecek kadar yürekli ve benden korkmayacak kadar deli, o kadın kesinlikle benim gömleklerimi giymeli. Tabii eğer giyinmemek çok zor geliyorsa ona benim yanımda. Çünkü kadınlar, ah siz kadınlar... Nasılda arzularımı esir ediyorsunuz boynunuz ve omzunuz arasında...

Halbuki çırpındım çokça sizden kaçmaya. En azından sağ elinizin serçe parmağınızın ucuna. Ama olmuyor işte; ya boynunuzda dudaklarım ya da omzunuzda.

Nasıl da hapsediyorsunuz beni her gece gömleğinizin içine tüm düşlerimde.

Armoni

Tüylerimin diken diken olduğunu hissedebilirsin tenimi okşarken. Parmakların beni çözerken kuytularda, güzel bir armoni beni sana çeker. Arkamda varlığını hissetmek ise bir ömrü ikiyle çarpıp önüme serer. Canımı acıt bu gece. Parmaklarını ısırmak istiyorum, dudaklarının yanında çerez olsunlar diye.

27 Mart 2013 Çarşamba

En Güzel Şarap


Orada öylece durmuş, düşüncelerimin şarapla harmanlanmasını bekliyordum vücudumda. Yalın ayaktı hayallerim artık. Bakmayın pencerenin açık olduğuna, soğuktu bu kış bu oda. Bahardı belki ama bazı baharlar vardır, soğuktan dişleriniz sızlar. Biraz da terkedilmişliktendir kabul ediyorum...

Tam o anda, yani kendinizle baş başa kaldığınız ayrılığın ilk dakikasında gerçekten hissedersiniz yokluğunun önemini. İnsan neden anlamaz farkı ve neden alışır hayatındaki bir insana? Tüm bunlara rağmen yine de gitmek gerekir. Kızma... Biliyorum ama hiç bir şişe unutturamaz seninleyken yaşadığım yalnızlığı. Sen bile şarap olarak unutturamazsın bana ki sen; çok güzel bir şarapsın. Dudakların tıpa, kalçaların ise dibiydi yalnızlığımın.

24 Mart 2013 Pazar

Sen ve Şişe


Küçük yaşta alkolik yaptılar adamı. Adam dedimse 25 yaşındaki delikanlıyı. Delikanlı dedimse anla işte, ince bilekçi çiroz ufaklığı. Çocuk ne zaman genç, genç ne zaman adam olur ki? Alkol müdür adamı sarhoş eden, yoksa sarhoşluk mudur genci adamlığa iten?

Boşvermek istiyorum her şeyi. Görmüyor musun? Ağzımda koca bir küfür var sana ve elimde koca bir şişe. Şişe senin, artık yapabilirsin dilediğini...

Kullanılmış Bir Köleydim Mısır'da, Bazen Babil'de


Tutsaktı gözlerim, tutsaktı ellerim ve tutsaktı yüreğim bir kaç bedende. O kadar solgundu ki yüzüm, ay daha renkli kalıyordu. Kendi kendimi zincirlemiştim her seferinde kadınların saç teline. En büyük tutsaklık özgürlüğünü bilmeyenindir demişlerdi ya, tutsaklığın kralıydı benimkisi. Bile bile, isteye isteye...

Celladımdı gözler sevişmelerde. Aşktı ayak bileklerimdeki zincirler. Gidemiyordum gelemiyordum. Kullanılmış bir köleydim Mısır'da, bazen Babil'de. Zevk oyuncağıydım kahpeleşmiş ve katranlaşmış kalplerde. Türkü oldum ıslıkladılar beni, ezgi oldum savruldum rüzgara. Sustular kayboldum ve hiç var olmamış gibi unutuldum.

Evde Olmak Cesaret İster


Her şey karmakarışıktı hayatımda. Kendi odamda kendimi, geçmişimde anılarımı bulamıyordum. Uzun bir yolculuk düşlüyorum fakat ne dermanım vardı ne de yoldaşım. Cesaret tekken daha zordur emin ol. Ben ise tektim evde ve evde olmak emin ol cesaret ister. Hazırladığın yemeği tek kişi yemek kadar zor bir şey var mı? Bulaşık yıkarken kimin burnuna köpük süreceksin? Kimle tartışacaksın dağınıklığı?

Evde tek olmak cesaret ister. Yalnızlık o kadar da kolay değildir uyurken. Tüm ışıklar kapandığında ve herkes birer birer rüyalara daldığında kendi rüyanda seni bekleyenleri karşılamak, kaşılayabilmek.. İşte bu yüzden uyurdum kanepede her öğlesonlarında. Kendi dağınık düşlerimde kendimi, belki seni bulmak için..

Cennet ve Cehennem


En son ne zaman cennet oldu gecelerim? Kimisi bu dünyada bulur cennetini. Ben bulmuştum, kadınlarda. Yalnız uyuduğum geceler cehennemdi benim için. Soğuk bir donmuşluk hissi kesiyordu ellerimi. Avuçlarım çatlıyordu ve sonra kalbim. Kanım çekiliyordu yavaşça, soluklarım sessizleşiyor ve uyuyordum. Uyumak ne acı bir şey! Ne berbat bir tadı var damağımda kaldığında...

Peki ya cennet? Bir kadın nasıl cennet olabilirdi ki? Dokunuşları derim sana, dokunuşları cennet olur bir kadının. Dudakları sonra, ısıtır seni. Memeleri değer tenine ve sen yanarsın usulca. İşte cennet budur bir gece yarısı. Seni alır koynuna ve uyutur, uyutur, uyutur. Cennet yumuşacık elleriyle saçını okşamasıdır aşkın. Bu gece mi? Üzgünüm, bu gece cehennem.

Çocuk Kültürü


Biz çıplaktık eğitilmeye başlamadan önce. Tüm kültürü yedirdiler elleriyle ve sonra adam olduk. Çocuksu düş ve gülücüklerimizi bıraktık sokaklarda. 90'dan öncekiler tabi sadece. Gerisi sokak nedir onu da bilemez oldu. Sınav zamanı şimdi 12 yaşındaki bir çocuk için hayat. Yaşlılığımız diyorum, gün gelecek ve sokak görmüş tek çocukluk bizimki olacak. Ne elem dolu bir yalnızlık olacak yaşlılığımız.

Sokak arkadaşlarımızı bir bir gömeceğiz. Köşemize çekilmiş, kendi sıramızı bekleyeceğiz. Halbuki ne de çocuktuk dün. Nasılda ağaçlara dalar meyveleri çalardık... Dizlerim yara bere kabuk bağlamış, ben hala bisiklet derdindeydim. Nasıl da severdim bisikleti...

Değişmeyen tek şey; ben 6 yaşımda da bir kıza aşıktım.

Hayat, Seni Küçük Kız Çocuğu


Yanakları ısırmalık, şaşkın bir kız çocuğu gelir bana hayat kimi güneşli günlerde. Ben de sarılırım ona. Meraklıdır anlatırım ona kendimi. Sonra gider, sonra tekrar gelir. Yine anlatırım. Seviyorum seni hayat, seni küçük kız çocuğu!

Sen aynı kal ben gibi yaşlanmayasın sakın. Yaşlanmazsın tabii ama ben yine de tembihleyeceğim. Kim bilir kaç yüreği dinledin her gün. Sorsam konuşmazsın utanırsın çocukluğundan. Sen de kendimi görüyorum bazen. Saflık ne güzeldi eskiden? Hala öyle midir dersin? Söylesene küçük kız çocuğu, ne düşünüyorsun benim hakkımda?

Yanlış Sokak


Yanlış sokak ne diye sorsalar; kendini yalnız hissettiğin sokak derdim. Bu sokak belki çok kalabalıkta olabilir, sen yalnızsan yalnızsındır. Bazen öyle anlar oldu ki o sokakta -eğer o sokak bir hayatsa, senin hayatın- herkes oradayken bile yalnız oldum. Ne zaman başım dönse, ne zaman sarhoş olsam yalnızlığıma doydum. Kimi geceler yalnızlığımla seviştim. Dudaklarıyla göğüsleri arasında mekik dokudum yalnızlığımın, ne kadar öpsem de doyamadım. Ve bu nedenle hep yanlış bir sokaktaydım. Kaybolduğumu da kabul etmediğimden ben hiç bulunamadım.

Sarhoş Kadınlar


Bir kadının en güzel haliydi sarhoşluğu ve ben bazen öylesine yakalamıştım onları. Sigara dumanıyla sarmaş dolaş olmuş bir teni öpmeyi hiç sevemedim. Ama şaraptan kızarmış dudakları her zaman kokuşmuş rujlara tercih ederim.

Yağmur Sonrası Kaldırımlar


Saat tam 18:46'da bir akşam üstünde, demek istediğim hayatımda kimsenin olmadığı sıradan bir akşam üstünde; yağmurla yeni yıkanmış bir kaldırım taşına bırakmak istedim kendimi. Bu bugün değildi, dün hiç değildi. Olsa olsa yarın olabilirdi. Ben yarından bu denli umutluyum şimdi!

Halbuki her şey uygun idi, güzel bir gün batımı resmine. Rüzgar titretse şimdi ellerimi, hissetmesem özlemlerimi soğuk parmak uçlarımda. Kopsa o sıkıca bağladığım düğüm, düğüm dedimse sen öyle anlama, sıkıca bağladığım anı... Ne olur biliyor musun? Ben sadece düşerim sessizce, saçmadan hayatımı sokak ortasına.

Çocuk Sıkkınlığım


Sıkıldım çocukken. Yetişkin olduğumda daha da sıkıldım. Çok heyecanlıydım önceleri, sonrasında neden sıkıldım hiç anlamadım. O heyecanı ne getiriyordu hayatıma ve neden sonra vazgeçiyordum aşık olduğum oyuncaklarımdan hiç bilemedim. 

Büyümek çok güzel görünüyordu. Bugün, bir pazar günü yani; tek istediğim yer umarsız çocukluğum. Ya da yarını pazartesi olmayan bir pazar günü. Sıkılmayacağım bir pazar gününü de kabul edebilirim. Öyle ki bazen sıkılmam da bile sıkılır oluyorum. Sıkılmak bile bazen öylesine sıkıcı ki..

Metro ve Rutubet, Bir de Yalnızlığım


Metrolarda kendimi neden yalnız hissettim her yolculukta? Oradaydım da sanki yokmuş gibiydim. Herkes bir yere gidiyordu da ben kalıyormuştum. İnsanları inceledim durdum koltuklar ve tutamaçlar arasında. 

Sadece iki yolculuğum farklıydı, rutubet kokusu hala burnumda. Tek bakışlık hakkım vardı insanlara. Korkuyorlardı bana ve alçılarıma bakmaya. İki yarım saatlik, bir ömürlük yolculuktu altı üstü. Hayat gibiydi; yarısı umutlu, yarısı çaresiz. O gün bıraktım ben yürüyen merdiven kullanmama inadımı. Takıldım bende o kalabalığın peşine.

Bere ve Kaşkol


Küçükken bere ve kaşkol denen şeylerden nefret ederdim. Evden çıkmamla kaşkolumu burnumdan indirmem bir olurdu ve kırmızı bir burunla yürürdüm yolda. Çocukluk ne güzelmiş dün, bugün; artık üşür olduk yetişkinliğimizde. 

Bir de hayaller vardı sevdiğim insanlar üzerinde. Onların hiç bir şeyden haberi olmadan sever, kavga eder, özür diler, barışır ve çoğu zamanda evlenirdim. Kendi kendime ne aşklar yaşadım çocuksu bedenimde. Üşümemem ondandı. Bu yüzden onlar ben kadar mutlu olamadı. Ne soğuğu hissedebildiler ne de sıcağı. Hepsi sadece kırmızı bir burunda kendiliğinden oluşan hayale bulanmış soğuk bir acıydı. 

Ben Senden Sadece; Gittim


İstanbul,

Sen hayatıma giren kadınlar gibiydin hep. Çok gürültülü, kendini beğenmiş ve gri. Bir birimizi hiç bir zaman anlayamadık.Yeterince uğraştım mı senin için diye düşünüyorum ama biliyorum, hiç uğraşmadım. Öylesine uzaktık ki birbirimize...

Benim kalbim sen kadar hareketli değil. Hiç koca bir dağın yok sırtımı yaslayabileceğim. Ağlasam, rüzgarın gözyaşlarımı savuracağı yüksek bir tepen yok. Sıkılsam kendimle yalnız kalabileceğim bir kuytun yok. Senin İstiklal'in var sarhoş mu sarhoş, senin Eminönü'n var kirli mi kirli. Ha bir de Adalar'ın ve Kız Kule'n var hiç gitmediğim.

Sevdiğim ufak detayların var sadece, sevdiklerimi taşıman gibi. Üzgün değilim, pişman değilim. Sen hep hayatıma giren kadınlar gibiydin. Sen de doğdum, sen de büyüdüm ve yaşadım ama hiç senin olamadım. Baktık ama göremedik bir birimizi.

Ve şimdi ben senden sadece; gittim.